24 Aralık 2009
Melek mi Şeytan mı? :)
Annemin iş seyahati sebebiyle hain babam beni anneanneme sepetledi.. burnunda tütmüşüm annemin oralarda, rüyalarına girmişim.. dönüşte bol bol hasret giderdik.. anneannemde koltuğun üstünde böyle kibar kibar oturuyordum... annem bayılıyor bu küçük hanım hallerime.. bu halimi fotoğraflamak istedi ama bu tek pozla yetinmek zorunda kaldı..

.. benim hanımlığım da bu kadar sürer zaten.. bi' sonraki pozda kendimi ele verdim..
.. benim hanımlığım da bu kadar sürer zaten.. bi' sonraki pozda kendimi ele verdim..
21 Aralık 2009
Toplu Harekat :)
bi' de bu aralar inanılmaz derecede ayaklarımı kullanmaya başladım.. topu ayaklarımla istediğim yere doğru itiyorum.. o da ayağıyla ben kapı kirişindeyken topu geçirmeye çalışıyor.. çoğu zaman yakalıyorum, bazen de koridor boyunca topun peşinden koşturup oyuna geri dönüyorum..
sahildeki oyun eşim ise babam.. onun attığı toplar çok daha uzağa gittiği için hem daha çok eğleniyorum hem de bu bahaneyle koşup kendimi denize atabiliyorum. :) sonuç mu? sonuç yandan sarkan koca bi' dil!
Rehavet..
Bayramda ailemize sinen rehavet hali yeni yıla ramak kalmasını fırsat bilerek evimizi terketmek bilmedi :) ama sanmayın ki bu rehavet miskin miskin evde oturttu bizi, aksine annemin ayakları yara olana kadar sokaklarda koşup eğlenildi... sahil yolu bi' gün caddebostana, bi' gün bostancıya kadar her gün arşınlandı.. bostancı istikameti sonunda annemler balık ekmekleri hüpletirken ben de ekmeksiz balığımı afiyetle yedim.. balıkçı ben yiyeceğim diye balığı ısıtmadan verince kızdık :) sonra balıkçının anlamaz gözlerle biraz ısıttığı balık gelince afiyetle yedik.. annemin ayaklarına kara sular indiyse de hepimizin keyfi son derece yerindeydi... anlayacağınız bizimkisi blog rehaveti..
24 Kasım 2009
Bonbona Sevgilerle...
Biliyorum ki en sıkı takipçilerimden biri bonbon, nam-ı diğer anneannem.. ben de buradan ona kocaman öpücüklerimi iletmeden geçemeyeceğim.. hele de onun öğrencisi olduğu için ne kadar şanslı olduğunu söyleyen öğrencilerini gördükten sonra annemle birbirimize baktık ve dedik ki "en şanslısı biziz!".. seni çoooook seviyoruz dünyanın en iyi annesi, en iyi anneannesi ve en iyi öğretmeni!
18 Kasım 2009
Cezalısın!
peki ne mi oldu, son fotoğraftaki gibi cezalandırıldım.. ve de tehlikelere karşı sokol isimli likit vazelini içmek durumunda kaldım birkaç gün.. bir daha yapar mıyım?.. yaparım herhalde çok sıkılırsam :) ne yapalım onlar da beni yalnız bırakmasaydı..
17 Kasım 2009
16 Kasım 2009
9 Kasım 2009
Hey Özgürlük!
cumartesi günü saatlerce arkadaşlarımla oynadım, 2 yaşında siyah bi' labradorla tanıştım.. 10'a yakın köpiş vardı o gün parkta, tüm köpişler ve sahipleri ahbap olmuş, keyiflice vakit geçiriyorlardı.. biz de hava kararıncaya kadar kaldık.. en sonunda yorgunluktan dilim dışarıda kaldı.. o günden çok poz çıkardı, ama maalesef annem makinayı evde unutmuş :( size de pazar gününden bu fotoğraflar kaldı.. haftaya daha şenlikli park fotoğrafları gelecek, söz :)
5 Kasım 2009
4 Kasım 2009
Bay Tavşana Son Veda :)
Fotoğraflarda da gördüğünüz üzere yanımdan hiç ayırmadığım bay tavşan var ya, hani ilk 2 arkadaşımdan biriydi.. işte o artık yok :) dün akşam babamla çekiştirirken kafası babamda, vücudu da ben de kaldı.. geceleri kiminle uyuyacağım, sabahları ilk iş dişlerini fırçalayan annemin önüne "hadi oynayalım" diye kimi bırakacağım bilmiyorum.. seni hiç unutmayacağım bay tavşan :P
annem de içine doğmuş gibi bay tavşanla benim fotoğraflarımı çekmişti bi'kaç gün önce.. sizce de bi' çizgili hapishane gömleğim eksik değil mi? :)
2 Kasım 2009
30 Ekim 2009
The Last Samurai
Babam bana bu dana kamışını almış, annem ne kadar tedirgin olsa da bu tarz ürünlerden, veterinerlerde de satılıyor olması sebebiyle içini ferah tutmaya çalışıyor.. ben mi, ben zaten bayılıyorum bu tarz şeylerin tadına.. böyle kocaman olunca da kendimden geçiyorum :)) önce rahat bi' yer bulmalı.. hmm burası iyi.. neresinden başlasam acaba yemeğe :)
Rasta
Tanıştırayım, Rasta benim ilk erkek arkadaşım.. kendisi yetişkin bi' labrador.. ve beni çok sevdi.. bütün gün peşimdeydi diyebillirim, ben nereye o oraya.. benim masadan yemek kapma çabalarım dışında tüm gün koşuşturma halindeydik.. topu benim kadar çok seven bi' arkadaşım olması beni çok eğlendirdi.. bana hava atmak için tüm topları benden önce kapıp getirdi.. sürekli peşimdeydi anlayacağınız .. :) ama tabii ben sınırlarını bilen bi' kızım, ilk etapta bana yaklaşımı beni biraz korkutmuş olsa da sonrasında inci dişlerimi göstererek gereken mesajı verdim.. korkma anneciğim, ben kendimi koruyabilirim ;)
27 Ekim 2009
Havuz
26 Ekim 2009
Balkonda
Ne Çektiysem Pisilerden Çektim...
Efendim, köpiş sahiplerine en sevmedikleri bitkiyi sorsam eminim hepsi bi' ağızdan "pisi otu" der... bu sinsi ot özellikle kuruduktan sonra köpişler için ciddi tehklike oluşturur.. genelde patilerde ve uzun kulaklı köpişlerde kulaklardaki tüylere tutunduktan sonra önce deriyi delip, sonra da kasın içinde ilerler...
annem ne kadar sakındıysa da ilk yazımda beni pisilerin gazabından koruyamadı, malum bu otlar nereden geldiği belli olmayan bi' şekilde her yerdeler.. fotoğraflarda mağduriyetimi net bi' şekilde görebilirsiniz..
canımın çoookk acıdığını söylememe gerek yok herhalde.. doktorum ilkaya olan aşkımı bu acı sekteye uğratamadıysa da, muayenehane kısmına pek geçmiyorum artık.. annem bandaj dışarıda kirlenmesin diye bana snoopy'li çorap giydirdi.. halbuki ilkay sana çok yakışır diyip pembe bandaj kullanmıştı.. boynumdaki illet yakalık da bandajın güvenliği için, ayağıma ulaşmamı engelliyor.. yoksa boynuma bi' şey olmadı merak etmeyin... gerçi böylece ayım
23 Ekim 2009
Ada Vapuru Yandan Çarklı!
Sedef





Dün akşam annemle televizyon seyrederken eurosport'ta köpiş yarışmalarına rastladık.. özellikle dalış branşında yarışan köpişlerin istisnasız tümü labradorlardı.. benim gibi kara labrişler, çiko labrişler ve sarı labrişler başka ırklara pek fırsat tanımamışlar anlaşılan.. oyunda maksat en uzağa atlamak, renk renk labrişler bi' koridorun ucunda bekleyip, start verildiğinde sahiplerinin suya fırlattığı oyuncağın peşinden havuza ve mümkün olan en uzak mesafeye atlıyor.. gerçi kurnaz bi' tanesi oyuncak havuzun diğer ucuna düşünce dışarıdan dolaşmayı tercih etti ama sonraki turlarda o da açıldı :)
bu seyrettiklerimiz bana sedef adasındaki günümüzü hatırlattı.. ilk vapur yolculuğumuz yanımıza aldığımız ağızlığı kullanmamıza gerek kalmadan keyifli bi' şekilde geçti.. sedef adası genelde özel mülklerden oluşuyor ve port sedef dışında başka bi' restoran gördüğümüz kadarıyla yoktu.. bu problem değil, çünkü port sedef gerçekten çok keyifli bi' yer.. yazın son günlerinde annemler 2 şişe rozeyi enfes manzara eşliğinde mideye indirirken pek şikayetçi durmuyorlardı..
sedefte bizimkiler yemek yerken annemin rüyalarını süsleyen cinsten 5-6 yaşlarında bi' kız yanımıza geldi.. bizimkiler bana karşı davranışları, konuşurkenki aklı başında halleri -hayır, asla büyümüş de küçülmüş değil-, ölen köpişinden bahsederken metaneti -hayır, bu da umursamazlık değildi-, "annem siz göz kulak olursanız sizinle denize inebileceğimi söyledi, bana göz kulak olur musunuz?" diye soruşu, onay alınca neşeyle annesine seslenişi, "babamın telefonunu getireyim de size köpişimin resimlerini göstereyim" deyişi, minnoş parmaklarını iphoneun ekranında büyük bi' ciddiyetle kaydırırkenki sevimliliği ve dönen kulağımı anneme bi' şeyler anlatırken çok "cool" bi' şekilde düzeltip konuşmaya devam edişiyle bu minik kıza aşık oldu..
sonra mı ne oldu.. hep birlikte deniz kenarına inip televizyondaki kıskandırır cinsten atlayışlarımı sergiledim.. ben sanırım denize aşığım, şu denizin tuzlu olmayanı da var mıdır acaba?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)